Damian karşısında ki kıza baktı. Kız başını eğmiş bomboş bir suratla Damian'ı inceliyordu.
Damian yavaşça gülümsedi. Sağ bacağını sol bacağına atarken ne kadar muhteşem göründüğünün farkındaydı.
''Demek Adrian'laydı. Öyle mi?''
Kız kafasını kaldırmaya çalıştı.
Ama adamın çekimi altına girmekten korkuyordu.
''E..Evet, Efendim.''
Damian bir meleği kıskandıracak şekilde gülümsedi.
''Ne konuştular peki?''
Kız korkuyla yutkundu. Lanet olsun ki ne konuştuklarını duyamamıştı. Hatta oraya gittiğinde, Adrian ile Monica çoktan oradan tüymüşlerdi.
''Duyamadım malesef efen..''
Damian sertçe ayağa kalktı. Ayağa kalkışında bile bir görkem vardı
''Ne boka yarıyorsun seni kaltak.''
Damian'ın eli havaya kalktığında,kız geri geri kaçtı.
Ve bağırdı.
''Bastonu efendim! Bastonunu düşürdü.''
Damian havada ki elini yavaşça kızın yanağına sürttü.
Dokunuşu deli gibi nazikti.
Ama içinde bir şeytan vardı.
''Nerede o , tatlım?''
Kız yavaşça geri çekildi.Hızla oturduğu koltuğun arkasına uzandı.
Ve o ustalıkla işlenmiş tahta belirdi
Damian'ın yüzünde ki gülümseme, binlerce elmasa hatta insana değerdi.
Kız o gülümsemenin sebebi olmak için her şeyini verirdi.
Elini bastona uzattı ve kız, anlamışçasına tahta bastonu Damian'a uzattı.
Damian ustalıkla bastonu kavradı ve ani bir hareketle bastonu ikiye ayırdı.
Kız ilk önce, Damian'ın bastonu kırdığını sanmıştı, ancak dikkatli bakınca bastonda saklı olan hazneyi gördü.
Damian uzun ve ince parmaklarıyla bastonun içinden bıçağı çıkardı.
Bu bıçak, Damian'ın, Monica'ya kendini öldürsün diye verdiği bıçaktı.
Damian yine keyifle gülümsedi.
Bıçağı keyifle parmaklarında dolaştırdı ve kıza yaklaştı.
Damian bıçağı kızın yanağına bastırırken, kız soğuk metalle irkildi.
''Adım ne demiştin?''
Kız yüzünden yere dökülen kanlarla çığlığını tuttu.
Kız yıllardır,Damian'ın yanında çalışıyordu. Ve Damian, ilk defa ismini sormuştu.
Yere düşen kan damlalarıyla fısıldadı.
''Adım Amelia, efendim..''
***
Monica hızlı adımlarla yürüyor, botların sahibine yaklaşıyordu.
İçinde uslanmaz bir öfke vardı. Paramparça etmek.
Ve aklına biraz eğlenebileceği geldi.
Gülümsedi..
Kath, Monica'nın kendisine doğru geldiğini görünce gerildi. Monica, yeri sarsıyormuşçasına attığı adımlarla ona yaklaşırken sakin kalamazdı.
Bir an heryerini ateş sardı. Öğrenmiş olabilirdi.
Monica herşeyi öğrenmişse, kesinlikle Kath'i yaşatmazdı.
Daha okulda ilk günü olmasına rağman, Kath bunu biliyordu.
Monica, Kath'e bir kaç adım kala durdu. Kendini sakinleştirmeye çalışıyor, kesilen nefesini dengede tutmaya çalışıyordu.
Ve aptal bir çömez gibi gözleri kararıyordu.
Sonunda Kath'e baktı.
Kath yerine sinmiş, Monica'nın hamlesini bekliyordu.
Monica beklenenin tam tersine yumuşak bir şekilde Kath'i selamladı.
''Merhaba, Kath.''
Kath, sesinin titrememesi için dua etti.
Ama malesef başarılı olamadı
''Me..Merhaba, Monica.''
Monica sevgiyle gülümsedi.
Sevgiyle mi?
''Botların çok hoş, Kath. Kesinlikle.''
Kath anlamsızca botlarına baktı.
Botlarının, Monica'yla ne ilgisi olabilirdi ki?
''Ve ben o botları bu gün, ikinci kez bu kadar yakından görüyorum.''
Monica'nın sesinden sakinlik akıyordu, Kath ise anlamamışçasına kaşlarını çattı.
''A..Anlamadım, Monica.''
Monica'nın yüzündeki gülümseme silindi. Kath'in dibine girdi ve tehditkar bir şekilde, Kath'in kulağına fısıldadı.
''Eğer, bir daha beni takip edersen, bana ölmek için dua edersin.''
Kath korkuyla titredi. Ama hala anlamıyordu.
Ve bir anda, aklına geldi.
Botlar onun değildi.
Amelia'nındı. Amelia dışarı çıkacağını ve botları çamurlu olduğu için, Kath'in ayakkabılarını istemişti.
Ve o an gözleri parladı.
Amelia, Monica'ya ihanet ediyordu.
''Seni takip etmek istememiştim.Gerçekten.''
Monica sinirlerinin boşaldığını hissetti. Sinirle titredi.
''Ben, Adrian'ı arıyordum aslında.''
Kath neden bunu dediğini bilmiyordu. Sadece Monica'nın, Adrian'a karşı hislerini deneyecekti
Monica durgunlaştı. Sakinleşti.
Kath, Adrian'ı nerden tanıyordu?
''Adrian'ı nerden tanıyorsun?''
Kath kafasını eğerek gülümsedi, ve altın vuruşu yaptı.
''O benim abim.''
Monica'nın kafasında, Kath'in sözleri yankılandı.
Adrian'ın bir kardeşi olduğunu biliyordu, ve Adrian'ın kardeşine taptığınıda.
''Beni ziyarete gelmiş, sen onu nereden tanıyorsun?''
Monica daha fazla duymak istemiyordu. Çünkü Adrian, Monica için gelmemişti bu aptal yere.
Kath için gelmişti.
Herşeyi, her zaman Kath için yapardı.
Adrian, sadece Kath için Damian'la hala çalışıyordu.
Zaten Damian'a birkez bulaşan, bir daha ayrılamazdı.
Hızla geri geri gitmeye başladı. Ve sonra suratını kesen rüzgarla koştuğunu anladı.
Hızla okulun bahçe çıkış kapısına geldi. Kapıdaki adama bir baş selamı yaptı.
Lise'de fazladan 2 yıldır bulunması, Monica adına cehennem olsada, buradan başka güvenli bir yer yoktu.
Hızla motoruna atladı ve son sürat sürdü.
Ne solladığı arabalardan gelen küfürleri umursadı, nede ona bakan aç bakışları.
Motoru durdurdu ve yavaşça indi. Bir kaç adımda deniz fenerine vardı.
Herşeyin bittiği ve başladığı yerdi burası.
Hem Damian'ı kaybetmişti, hemde yepyeni sıyrıklarla dolu bir hayat kazanmıştı.
Burası sakinleşmesi için güzel bir yerdi.
Zaten, kendisini rahatsız eden her kabusta buraya gelirdi ve ağlardı.
Çakıl taşlarına baktı. Bu taşlarla sırtını yarmıştı.
Ve bir ay boyunca, burada yatmıştı.
Araba lastiğinin çakıl taşları üzerinde gezinirken bıraktığı sesi duydu.
Biri Monica'yı rahatsız etmeye bayılıyordu sanırım.
Monica yavaşça arkasına döndü ve siyah jipi gördü.
Siyah Jip.
Anılar kafasında şekillenirken, geçmişten bir adam ustaca arabadan indi ve bir kaç adım attarak arabaya yaslandı.
Simsiyah saçları denizden esen rüzgarla dalgalanıyor, yeşil gözleri ağaçları kıskandıracak şekilde parlıyordu.
Ama, Monica'nın dikkatini çeken yine sert çenesi ve mükemmel sertlikte ki dudaklarıydı.
Monica yutkundu ve özlemini yaşadığı adamın üzerinden bakışlarını çekti.
Ve şeytanı kıskandıracak bir ses yayıldı.
''Merhaba, benim tatlı Monicaline'm. Uzun zaman oldu sevgilim.''
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder