''Na.. Nasıl?''
Adrian kafasını eğdi ve Monica'nın sararan yüzüne baktı.
Bir kez olsun Monica'nın kendisini sevmesini istemişti.Bir kez olsun onu aşkla öpmesini, aşkla sarılmasını..
Ama Monica, her zaman Damian'ı severdi. Damian'dan başka kimseyi düşünmezdi.
Sırf bu yüzden, Adrian'ın kurduğu tuzağa çok kolay düşmüştü, Monica.
Adrian kısa bir şey yapmıştı.
Kısacık.
Damian'ın kaybettiği sokak kavgasıyla nasıl sinirli olduğunu biliyordu, Adrian.
Ve Monica'yı bir kere öpmesi yetmişti, Adrian'ın.
Ve en güzeli de, aylardır kıskandığı adamın ,Damian'ın, bunu görmesiydi.
Ardından da, aylardır tıkır tıkır hazırladığı tuzaklara takılmıştı, Monica.
İlk önce Damian, Monica'yı reddetmişti.
Ama Monica, Adrian'ın kollarına gelmemişti.
Teselliyi Adrian'ın kollarında aramamıştı.
Monica, Damian'dan asla vazgeçmemişti.
Ve bir gün, Damian'ı delirtti,Monica.
Damian'a olan aşkından deliren,Monica , Damian'sızlığa dayanamıyordu.
Damian'sa hala ihaneteu ğradığını düşünüyordu.
Ve Damian dayanamadı.
Adrian, Damian'ı hiç böyle görmemişti.
Tek bir kurşun sıkmıştı, Monica'nın göğsüne.
Sebebini bimiyordu, Adrian.
Kıskançlıktan mı yoksa nefretten miydi bu kurşun?
Tek bildiği şey, acımasızcaydı.
Monica'yı ölüme terk etmişti, Damian.
Ve küçük bir bıçak bırakmıştı hemen yanına.
Olurda ölmezse, kendini, Damian bulmadan öldürsün diye...
''Sana nasıl oldu diyorum, Adrian?''
Adrian düşüncelerinden kurtuldu yavaşça. Altın rengi gözlerini kırpıştırdı.
Monica şu an deli gibi titremeseydi, Adrian'ın gözlerine yeniden sevgiyle tapardı.
Ama çok büyük sorunları vardı.
''Telefonla konuşurken duydum, Monica ''
Arkadan gelen çıtırtılarla, Adrian nerede bulunduğunu anlayabildi.
Hala küçük derenin yanında, ağacın altındaydılar.
''Davetsiz bir misafirimiz var.'' diye fısıldadı Adrian yavaşça.
Ardından Monica'yı kavradığı gibi çalılıkların arasına çekti.
''Bir hain'in var, Monicaline. Ne kadar çabuk bulursan o kadar iyi.''
Adrian yavaşça çalılıkların arasından gelene baktı.
Lanet olsun ki sadece pembe çamurlanmış botları gözüküyordu.
Ardından botlar yavaşça kayboldu.
Adrian yerinden kalktı ve Monica'yı çalılıkların arasından çekti.
Monica yere attığı bastonunu aradı yavaşça.
Yoktu!
Yoktu, yoktu yoktu.
''Lanet olsun! O gerizekalı benim bastonumu çalmış.''
''Merak etme, Monicaline. Sana yenisini alırım.''
Monica, Adrian'ı yakalarından yakaladığı gibi ağaca yapıştırdı.
''Onu bulmak zorundayım. O benim için önemliydi.''
''Bastonsuz daha bile rahat yürüyorsun, Monicaline. Neden o baston? Yoksa onu Damian mı hediye etti ?''
Monica sinirlerinin boşaldığını hissetti.
Adrian gözlerine yarı alaylı yarı acılı bakıyordu.
Düşünmedi.
Bir yumruk geçirdi, Adrian'ın suratına.
Ve fısıldadı, Monica, Adrian'ın kulaklarına.
Aşkını itiraf eder gibi..
''İçinde ki o acıyı görebiliyorum, Adrian.İçinde ki sevgiyi görebiliyorum.''
Monica azıcık bir nefes aldı.
''Artık fark ettim, Adrian.''
Gülümseyerek kafasını eğdi, Monica.
Adrian nefesini tutmuş, sevdiği kadının ağlamasını izliyordu.
Buna dayanamıyor, içinde ki fırtınaları dindiremiyordu.
Ama sadece izliyordu.
Ve Monica, yaşadığı bütün acılarla fısıldadı, Adrian'ın dudaklarına..
''Bana yalnızca acı getirdin. Tekrar ve tekrar!''Monica o an, ne kaybettiği bastonunu umursadı o an. Ne de bastonunun içinde ki, Damian'ın verdiği bıçağı.
Tek umursadığı, Adrian'dı.
Adrian'ın artık mutlu olmasını istiyordu, Monicaline.
Sadece kendisiyle değil, başka bir kadınla, başka bir yerde, başka bir şekilde.
Ama bilmiyordu ki; Adrian, Monicaline'den asla vazgeçmeyecekti.
***
Monica hafif hafif topallayarak ormandan çıktı.
Elleri zangır zangır titriyor, gözleri kararıyordu.
Adrian'ın üzerinde bir etki bırakmasından nefret ediyordu..
Okul bahçesiyle ormanın giriş noktasına ulaştığında etrafına bakındı.
Büyük ihtimalle öğle tenefüsündeydiler.
Monica tansiyonun düştüğünü hissetti.
Tam düşmemek için bir yere tutunacakken, okulun bir tarafından tanıdık bir ses duydu
''Monica! İyi misin?''
''Ah, Amelia. Elbette iyiyim.''
Amelia hızla Monica'nın bileğini kavradı ve nabzına baktı.
Nabzı hissedilemeyecek kadar düşmüştü ayrıca deli gibi yorgun görünüyordu.
''Tanrı aşkına, yine mi o aptal ormana gittin?''
Monica, Amelia'nın onu çekiştirmesiyle gözlerini araladı.
Aptal banka oturunca da,Amelia'nın Monica'yı, okulun kenarlarına getirdiğini anladı.
''Orası aptal bir yer değil, oraya sakinleşmek için gittim.''
''Seni en son bıraktığımda gayet sakindin, Monica. Ayrıca oraya her gittiğinde hayalet görmüş gibi dönüyorsun, ayrıca... ayrıca bastonun nerede senin?''
Monica aklına gelen pembe çamurlu botlarla gözlerini yumdu.
O hain kimse, o bastonu çalan kimse, O'na bunu ağır ödetecekti
''Dere'ye düşürdüm.''
''Aferin sana, Monica. Kim bilir o aptal Dere'nin yanında ne yapıyordun.''
Monica sinirle kaşlarını çattı
''Her şeye aptal demekten vazgeç,Amelia. Ve bana su getir. Sakinleşmem gerekiyor.''
Amelia darbe almışçasına duruldu.
Eski Monica'yı karşısında görmek istemiyordu.
Duygusuz, acımasız ve nefret dolu Monicaline..
''Eski haline mi dönüyorsun, Monicaline? Eski o berbat haline, atlattın sanm..''
Monica sertçe lafını kesti Amelia'nın.
Gözlerini karşısına sabitledi ve sert bir sesle ekledi.
''Atlattım, Amelia. Şimdi senden su istiyorum. Bir sudan bunu çıkarman çok komik.''
Amelia kafasını eğerek salladı.
Sinirlendiği belli oluyordu
''Asla değişmeyeceksin..''
Amelia banktan kalkıp okula doğru yol alırken, Monica Amelia'ya küfürler sıralıyordu.
Ve gözlerini öylesine etrafta gezdirirken, gözleri, pembe çamurlu botlarla buluştu.
Zihnine hızla derenin kenarında gördüğü, ayrıca bastonunu çalan kişi geldi.
Gözlerini kısarak botlara dikkatlice baktı.
Aynı botlardı.
Hızla banktan kalktı, ne tansiyonunu umursadı, ne de Amelia'yı.
Ve gözleri o pembe çamurlu botların sahibiyle buluştu..
Hainliğin cezası ölümdü.
Ve bu sefer ölüm bile, Monicaline'nin gazabının yanında bir toz tanesi gibi kalacaktı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder