Salonda , Damian'la karşılıkla oturuyorduk. Bunca zaman sonra, o'nu unutmuşken, tekrardan çıkagelmişti.
Tam üç yıl! Üç yıl boyunca her gün o'nu beklemiştim.
Ama o, o üç yılın hiç bir anı yanımda olmamıştı.
Yavaşça karşımda ki adamın yüzüne baktım. Sert çenesini kaşıyordu. Petrol karası saçları alnını gölgelendiriyordu. Simsiyah saçları ise beni ezberlemek istercesineydi.
Yavaşça yerimden doğruldum. Dik bir şekilde durup derin bir nefes aldım.
''Damian, artık.. Yeter.. Ne olursun...''
Damin simsiyah gözlerini bana dikti. İçinden geçen öfke yoğunluğu içimi titretti.
''Seni bıracağımı düşünmüyorsun değil mi?'' dedi hafiften gülerek. Neşeden çok alaylı bir sesti.
''Aklımdan geçmedi değil'' dedim mırıldanarak. İşi şakaya vurmama rağmen hafifçe gülümsedi. Heybetli bedeniyle koltuktan kalkınca sıkıca koltuğun kollarına tutundum.
Ve bunu tabi ki de, fark etmişti.
''Sana zarar vermeyeceğim, Monicaline..'' dedi yavaşça.
Yalan! diye haykırdı beynim. Göğsüm bir an tarifi imkansız bir acıyla sızladı. Bana zarar vermişti. Ölecektim! Bir kimsesiz gibi, o deniz fenerinin altında ölecektim.
Damian için ailemden vazgeçmiştim.
Hayatımdan vazgeçmiştim.
Kardeşlerimden vazgeçmiştim.
Gözlerime dolan yaşlar burnumu sızlattı.
Bu acı geçmiyordu!
Ellerimi sol göğsümün üzerine götürdüm. Yavaşça okşadım.
Gerçek hala oradaydı.
Bu acı geçmiyordu!
*** Geçmişten Bir Anı ***
Tokat yemişçesine, az önce beni öpen Adrian'a baktım. Gözleri ışıldıyordu.
''Ondan kurtulacaksın.'' dedi yavaşça. ''Bize karışamayacak.'' Dudağıma bir kez daha yumuşak bir öpücük kondurduktan sonra tekrar fısıldadı ''Sadece sen ve ben.''
Kafamı eğdim! Tanrım! Ben ne yapıyordum! Ben Damian'ı seviyordum. O'ndan başka birinin beni öpmesine nasıl izin vermiştim.
Adrian beni bir kaç aydır sıkıştırıyordu. Ama bunu Damian'a söyleyemezdim. Adrian benim hayatımı kurtarmıştı. Eğer o olmasaydı, bir sokak köşesinde çürüyüp gidecektim.
Ancak Adrian'ı durduramıyordum. İlk önce yakın tavırları, bana olan aşkını itiraf etmesiyle iyice artmıştı.
Ondan kaçmayı bile denemiştim, ancak bu Adrian'ın başını yakardı.
Derince soluyarak konuştum.
''Ne olursun Adrian, yapma..''
Adrian'ın gözleri bir kaç saniyeliğine donuklaştı. Dayanamayarak ellerimi yanağına koydum ve okşadım.
Adrian üzülmeyi hak etmiyordu. Aşkımı hak etmediği gibi.
Başını boynuma gömerken istemeden inledim. Ona karşı koyamıyordum. Damian'ı seviyordum. Adrian'ı sevemezdim.
Damian yüzünden kardeşlerimi kaybetmiştim. Gözümün önüne gelen anılarla yüzümü buruşturdum.
Damian'ın düşmanlarından biri beni fark etmişti ve Damian beni herşeyden koruyabildiysede, kardeşlerimi koruyamamıştı.
Leonard ve Amelia..
Ben melek kardeşlerim.
Ablalarının aşkının cezasını yaşamlarıyla ödemişlerdi.
Zaten kardeşlerimi kaybetmiş olmam beni Damian'dan uzaklaştırmışken, Adrian yanımda belirdi.
Aslında o benim her an yanımdaydı.
Ama ben Damian'ın heybetinden, Adrian'ı görememiştim belkide..
Adrian kafasını kaldırdığında benim düşüncelere dalmış suratımı görüp, burnuma bir öpücük kondurdu.
''Dert etme, Damian'dan kaçacağız.'' Kendiside buna inanmak istiyor gibiydi. ''Bizi bulamayacak, sana söz veriyorum''
Tam Adrian'a gülümseyecekken, bir parfüm kokusu algıladım.
Damian..
Hızla kendimi geri attım.
Az önce, Damian'dan kaçmak için Adrian ile plan yaptığımızı duymadığını umdum.
Ama duymuştu.
Elleri ceketinin arkasına uzanınca hızla geri kaçtım.
Damian benden çok Adrian'a bakıyordu.
Kardeşim dediği adamdan yediği darbe, hayatını altüst edecekti.
Ama daha da kötüsü, yenildiği öfkesi, Damian'dan aşkını söküp alacaktı.
Silah Damian'ın elinde cesurca dururken, Adrian'ın yüzüne baktım. Planları bozulmuş bir hal vardı o an yüzünde.
O an fark ettim.
Adrian bilerek söylemişti sözlerini, Damian'ın kalbinde ki beni öldürmek için.
Damian kafasını sağa yatırdı, yüzünde ki gülümseme acı çeker gibiydi.
Gözlerinin dolduğunu fark ettiğimde canım bir daha yandı.
''Ne yaptım ben!'' diye haykırdı beynim.
Beynimin içinde ki sesi susturan ise, Damian'ın silahından çıkan kurşunun sesiydi.
Acı bedenime hızla yayıldı.
Sol göğsüme batan kurşun, asit atılmışçasına yaktı göğsümü.
O an şuurumu kaybettiğimi düşündüm, belki şuurumu kaybedersem, çektiğim acı yok olacaktı.
Ama bilemezdim ki, kalbimde ki acının göğsümde ki acıdan daha ağır olduğunu.
Bilemezdim, üç yıl boyunca her gün kabuslarla uyanacağımı.
Bilemezdim, üç yıl boyunca her an göğsümün acıyla kavrulacağını.
Bilemezdim, canımdan çok sevdiğim iki insanında bana ihanet edeceğini.
Bilemezdim.
***
Üç yıl boyunca sadece Damian'ı düşünmemiştim. Adrian'ın sadece beni kazanmak için yaptığı şeyleri de düşünmüştüm.
Ama son gördüğüm Adrian, değişmişti.
Artık olgunlaşmıştı. Bana olan aşkını hala iliklerime kadar hissedebiliyordum belki ama, o artık beni kaybetmeninde ne olduğunu anlamıştı.
Daldığım anılardan Damian'ın ellerini ellerime dolamasıyla sıyrıldım.
Gözlerimi gözlerine dikerken beni artık bırakması için dua ediyordum.
Çünkü bir kaç dakikalık bile olsa hatırladığım anı, bazı gerçekleri suratıma çarpmıştı..
''Sadece tek bir soru soracağım benim tatlı Monicaline'm..'' dedi fısıldayarak. Gözlerinde ki aşk utanarak bakışlarımı kaçırmama neden oldu.
Hafif kıkırtısı eşliğinde, sağ elini benim soğuk parmaklarımdan çekip sol göğsüme getirdi.
Yaramın olduğu yere...
''Neden yaptırdın buraya o dövmeyi?'' dedi hiç ummadığım bir soru sorarak.
Bakışlarım donuklaştı ve fısıldadım.
''Çünkü nereye gidersem gideyim , kaybetmeye mahkumum.''
Damian'ın gözleri acıyla kasılırken, büyük ihtimalle beni tam göğsümden vurduğu anı hatırladı. Yada beni sürükleyerek deniz fenerine fırlattığı anı.
Yavaşça yerimden kalktım ve kapıya yöneldim.
Damian'ın kalmam için yalvaran gözlerine son bir kez baktım.
Bana deniz fenerinde baktığı gibi.
Bir kaç adım geri çekildiğinde üstüme geçirdiğim montla, ilkbaharın ılık havasına adım attım.
Belkide ikinci defa, Damian'ı sonsuza dek kaybetmiştim.
Belki.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder